HEYKELLER ÜZERİNE II

 

İZMİR LİFE ŞUBAT 2009/GAMZE KUTLUKAYA

URLA’DA DENEYSEL HEYKEL ÇALIŞMALARI

Demircili koyuna vardığımızda hiçbirimiz bilmiyorduk...

Her şey İlker Yardımcı ile tanışmamızla başladı. Serin bir Alsancak akşamında, bir kafede içilen birkaç biranın terinin ıslattığı, kaldırımdan geçen her tanıdık sima ile büyüyen, hayata eklemlenen bir masada tanıştık İlker ile. Söz hiç dönüp dolaşmadan, sanata geldi demirlendi. Biz masanın sakinleri, İlker’in hacim sanatı hakkındaki fikirleri, yorumları çevresinde dolanan sohbette birer birer dökmeye başladık eteklerimizdeki taşları. Herkes sanatı kendi tuttuğu ucundan çekiştirdi, sonra masa tüm bunları dertop etti, akşamın sonunda hepimiz ağzımıza bir parmak bal çalınmış olarak evlerimize döndük. Zihnimizde yeni fikirlerle...

İlker Yardımcı İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü mezunu. Bugünlerde sanatta yeterliğini tamamlayan sanatçının Prizmanın Telaşı isimli metal heykeli 2008 Pekin olimpiyatları kent heykelleri yarışmasında seçilerek olimpiyat parkında yerini almış.

İşte böyle bir sohbetle doğdu İlker Yardımcı ile bir workshop çalışması yapma fikri. Fikir güzeldi, cazipti ama... uygulamaya nasıl dökülebileceği hakkında pek de fikrim yoktu açıkçası. Yine yardıma İlker yetişti. Ben görsel sanatlara emek ve gönül vermiş arkadaşlarıma haber verdim, kendimi de organizatör kayırması kabilinden listenin başına yazıverdim. Arkadaşlarımın ve İlker’in sabrından ve anlayışından yüz bularak...

İlk toplantımızı İlhan Bengisu’nun evinde gerçekleştirdik. İlhan Hanımın misafirperverliğinde hem birbirimizle tanışma, hem de nasıl bir çalışma yapabileceğimiz konusunda tartışma imkanı bulduk. Öncelikle biz, yaşadığımız yer olan Urla içinde bir çalışma yapmak istiyorduk. Şehrin biraz uzağında, doğaya yakın bir çalışma ortamı hepimize cazip gelmişti. Elbette İlhan Hanım’ın atölyesini bize açması hepimiz için büyük bir fırsat oldu.

LAND ART VE DOĞANIN İADE-İ İTİBARI

İlker Yardımcı bu ilk toplantıda bize hacim sanatındaki yeni bir uygulamadan söz etti; Land Art. Arazi Sanatı olarak Türkçeleştirmek herhalde doğru olacaktır. Bize de bu başlık altında bir çalışma yapmayı teklif etti. Bize izlettiği bazı videolarla yavaş yavaş hepimizin zihninde bir şeyler şekillenmeye başladı sanıyorum o gün.

Land Art hacim sanatında yeni bir tutum aslında. Ben elbette ne sanat eleştirmeniyim, ne de hacim sanatında genellemelere gidebilecek kadar bilgim veya görsel deneyimim var. Ama kendi adıma düşünüyorum da, land art dünyada bir şeylerin değişmeye başladığının işareti.

Görsel sanat eserlerinin ilk bakışta göze çarpan ortaklığıdır sanatçının imzası. Oysa land art gücünü sanatçının geri çekilmesinden alıyor. Eserler doğanın sunduğu imkanlar ile yine doğada oluşturuluyor ve orada bırakılıyor. Emekle oluşturulan yapı, doğanın aşındırmasına ve dönüştürme süreçlerine emanet ediliyor. Sanat eserinden çok, eserin oluşturulma süreci yüceltiliyor.

Benim gözümden, doğadan kopup kendini bir üst varlık olarak tanımlamaya yönelen insanoğlunun belli bir biliş düzeyine ulaşıp yeniden gözlerini toprağa indirmesi land art. En büyük sanat eserlerinin bile yaşamının dünya veya evren tarihine kıyaslandığında bir göz kırpımı sürdüğünün farkına varılması biraz. İnsanoğlunun ölümsüzlüğü sanatta arayışının kilitlendiği nokta belki. Ve sürecin, yani en geniş anlamıyla yaşamın kutsanması biraz...

Land art benim gözümde, doğanın iade-i itibarı...

Biz de İlker’in yol göstericiliğinde sırtımızda çantalarımız, düştük yola. Demircili koyuna uzanan tepeciklerde, çalıların, taşların arasında, doğanın sırrına ermeye çalıştık. İlk önce küçük bir yürüyüş yaparak doğanın o gün için bize sunduklarının neler olduğuna baktık şöyle bir. Küçüklü büyüklü kayalar, dikenler, birbirine sarmal olmuş ağaçlar, ve güzel bir sahil sundu o gün bize doğa. Biz de başladık çalışmaya... Bilge Bengisu ve annesi İlhan Hanım aynı kayadan kopmuş görünen iki büyük parçayı birbirine dikmeye girişti ilkin. Doğayı bir arada tutmaya çalışır gibi. Koca bir insanlık adına doğadan özür diler gibi yorulmadan diktiler iki kaya parçasını birbirine. Bilge’nin de sonrasında dediği gibi, onlar delik aradıkça delikler sundu kaya onlara, sıkı sıkı dikebilsinler diye. Ve güneş açtıkça açtı, biz rahat edelim diye...

Sanki doğa bizi, biz doğayı dönüştürmeye başladık. Taşlara dokundukça doğanın evlatları olduğumuzu daha iyi kavradık, annemizi sever gibi sahiplendik toprağı. Sanatı ait olduğu yere iade ettik sanki. Kendimizi toprağın, rüzgarın, dalgaların takdirine bıraktık. Bilge ve İlhan Hanım uğraşadursun, Günay Kazçin ve İlker Yardımcı sahilden topladıkları taşları bir kenara yığmışlardı bile. Sonra taşlar başladı daire olmaya. Dairenin içine bir boşluk sızdı az sonra. Boşluğu da daha büyük taşlar kapattı. derken her el bir taş ekledi, kimi eller taşları boyadı. Sahili bizden sonra ziyaret edecekleri karşılayacak olan yapı, kendini oluşturmaya başladı. O kendini oluştururken, biz de kendimizi sağalttık, fazlalıklarımızı denize attık.

Benim ne yaptığımı pek sormayın. Dedim ya, ben organizatörün torpiliyle girdim listeye. Ama yine de duramıyor insan, eli değiyor bir şeylere. Tellerden dairesel motifler oluşturmaya başladım ben de... sonra elim erdiğince yasaklardan yakındım bir ağacın gölgesine ağ örerek.

Sahildeki taşlar nihai formunu bulduğunda İlker elinde kargılar ve bıçakla çıkageldi çalıların arkasından. Küçük bir merdivenin çıktığı bir piramit inşa ettik hep birlikte. Kuru bir sarmaşığın hala dolanmış olduğu bir zeytin ağacına astık piramidimizi. Ve hiçbir yerden kök almayan merdivenimizi sallandırdık rüzgara. Bilge bir mektup yazdı sonra, piramidimizin içindeki küçük zarfta duruyor hala. Bakmak isteyen gözler için...

Tüm bunlar olurken sevgili Alper Yardımcı da elinde fotoğraf makinesi, yorulmadan bizi ve yarattıklarımızı fotoğrafladı. Tekrar teşekkürler Alper.

Akşam yorgun argın, biraz da temiz hava sarhoşu evlerimize dönerken hepimizin yüzünde rahat bir tebessüm, ve ertesi günün heyecanı vardı.

İLHAN HANIM’IN ATÖLYESİ

İkinci günümüzü İlhan Hanım’ın atölyesinde geçirdik. Küçük döküm sobamızın ısıttığı çalışma mekanımızda çay ve kestane kokuları gezindi arada.

Kırmızı seramik çamuruyla ve ahşapla çalıştık. İlker aralarda yaptığı küçük konuşmalarla bize hacim sanatı hakkında teknik bilgiler vermeye devam etti. Küçük bir öğle molasının ardından yeniden kolları sıvadık çamura. Akşamüzeri olduğunda, eflatun saatlerinin sürprizini oluşturmak üzere çoktan çalışmaya başlamıştı İlker Yardımcı. Işık Çanı adını verdiği obje üzerinde çalışıyordu. Biz de işlerimizi bırakıp ona yardıma gittik. Işık çanı tamamlanıp da, atölyenin önüne asıldığında etrafı eflatun ışık kırıkları kapladı. İlhan Hanım kendisine sunulan bu hediyeye, elinde bir tepsi, bizlere çay ikram ederek teşekkür etti.

Çaylarımızı içerken birlikte geçirdiğimi iki günün hayatlarımıza nasıl soluk aldırdığını konuştuk. Bu iki gün içinde konuşulanların, gözlemlenenlerin sonraki günlerde hayatımızda bırakacağı değerli tortulardan bahsettik. Her iki cümlede bir de, sevgili İlker’e bize bu deneyimde rehberlik ettiği için teşekkür ettik.

Akşam olmuş, karnımız acıkmıştı. Ayrılmadan önce son bir durakta dinlendik... Beraberliğimizi Urla Mahfel restoranda yenilen bir yemekle noktaladık. Daha doğrusu “Virgül”ledik. Bahara yeniden buluşmak üzere...

* * * * * * * * * *

www.flashfilm.com   /2008 Söyleşi...

1. Pekin Olimpiyat Parkı için seçilen “Prizmanın Telaşı” isimli heykelinizden bahseder misiniz. Fikir nereden geldi?

Sanat en yalın ve en güçlü iletişim yoludur. Insanlar sanatın sayesinde düşüncelerini birbirlerine aktarabilirler. Örnek olarak bu en açık müzikte görülebilir. Dinlediğimiz bir ezgideki hüznü ve sevinci farkedebiliriz. Heykel sanatı açısından düşünürsek; küre, küp ve prizmalar en temel evrensel formlardır. Bu formların evrenselliği onları ortak bir görsel iletişim dilini oluşturabilecek en iyi malzemeler yapar. Bu düşünceden hareketle bir üçgen prizmayı kullanarak ürettiğim “Prizmanın Telaşı” heykelim sade ve yalın bir anlatım yoluyla dinamizm ve ritim duygusunu izleyici ile paylaşmak ister. “prizmanın telaşı” kendisinin başkalaşma–değişme olasılıklarını ve varoluşunu bir oyun gibi yansıtır. Olimpiyat oyunları gibi tüm dünyanın odaklanacağı bir şölende olimpik park içerisinde yerini alan “Prizmanın Telaşı” umuyorum ki sempatik, dinamik ve sade bir biçimde iç dinamizmini ve heyecanını izleyiciye yansıtacak. Olimpik parktaki ruh ve enerji bütünlüğüne katkıda bulunacak ve bir parçası olacak.

2. Geleneksel Türkiye kültürü çalışmalarınızda nasıl yansıtıyorsunuz? Türkiye’de modern sanat veya işleriniz bir engelle karşılaşıyor mu?

Anadolu kültürü tarihsel ve etnik olarak bir çok katmandan oluşuyor. Bu çeşitlilik bölge tarihinde ‘bugün de dahil olmak üzere’ sosyal-kültürel birçok açıdan Türkiye adına büyük bir dezavantaj olarak yaşanmakta. Ancak bir sanat üreticisi olarak düşündüğümde çözümü kültürel çeşitliliğimizin yüzü yaşama dönük ortak paydalarını ve karakteristiklerini içtenlikle farkettiğimizde işlerin yoluna gireceğine inanıyorum. Bence farklılıklarımızı yaşam ve özgürlük haklarımıza saygılı biçimde bir potada eritmeye başladığımız zaman bu bizi daha iyi bir yaşama götürecektir. Bu durum tüm dünya için bir gerçektir. Bu düşünce aslında çalışmalarımın çoğunun eksenini oluşturuyor. Aslında iyi tarafından alırsak sosyal ya da bireysel anlamda sanat üretiminde bu sorunların neden olduğu bir tema zenginliğinden sözedilebilir. Heykellerimde bu enerji ve birikimi göstermeye çalışırım. Türkiye’de özellikle İstanbul ekseninde son yirmi içerisinde sanat üretimleri ve yatırımları olarak önemli ölçüde gelişim gösterdi. Bu sürecin getirisi olarak bir çok anlamda sanatsal bir özgürlükten sözedilebilir . Ancak sanatçı için bu çoğu zaman bir ıssız ada özgürlüğü oluyor .

3. Çalışmalarınızın içeriğinden bahseder misiniz?

Heykellerimde içerisindeki ruh hali ve düşüncelerimin yansımasını isterim. Bu politik veya kişisel vb. Bir çok şekilde olabiliyor. Dışavurumcu bir tutum. Ruh halime göre ürettiğim heykeller saldırgan ya da uysal olabiliyor. Dış ve iç dünyamın kesişimlerinden yansımalar.. Sınırdaki “ben”in yansıması dışavurulması... bunun yarattığı etki aslında tam istediğim durum. Ve izleyici tarafından da hissediliyorsa bu iletişim kuruldu anlamına geliyor.

4. Çalışma alanınızdan bahseder misiniz?

Genellikle metal malzemelerle çalışıyorum ve bu nedenle çalıştığım atölye de bir metal atölyesi.. Demir parçaları, hurdalar, kaynak makinaları, kesiciler, eskizler ve maketler içerisinde çalışıyorum.. Ancak stüdyonun bu karmaşası içerisinde bir taraftan da sonraki heykeller için esin ya da referans noktası olabilecek yollar ve izler yaratmaya çalışıyorum... Olabildiğince organik, yaşam gibi gizli ve mistik enerjiler barındıran kendi içinde yaşayan bir stüdyo yaratmaya çalışıyorum.

5. Şu sıralar üzerinde çalıştığınız bir proje var mı?

Kasım ayında istanbulda açacağım bir sergi için yeni fikirler ve heykeller üzerine çalışıyorum…

6. Sıradan bir gününüz nasıl geçiyor?

Genellikle yeni heykel projeleri üzerine çalışırım. Bu okumayı ve araştırmayı beraber gerektiriyor. Bu zamanlarda yoğun şekilde doktora sürecim için çalışıyorum. Stüdyoda çalıştığım zamanlarda genellikle erken saatlerden itibaren gün boyunca kesintisiz bütün enerjimi çalıştığım işe yönlendirim. Izmir deniz kenarında sakin ve çok güzel bir körfez kentidir. Olabildiğince bu güzelliklerin keyfini de çıkarmaya çalışırım.

7. Yapmayı hayal ettiğiniz bir çalışma var mı?

Özellikle kent heykelleri üzerine projeler.. Sanat 20 yy da galerilerden çıkmıştır. Ve sanatı insanların yaşam alanlarına götürmek bugünün temel yaklaşımıdır. Amacım açık alanlarda heykellerimi insanlarla sunmak ve sanatı yaşamlarının dinamik bir parçası yapabilmek. Bu amacımı gerçekleştirmek yönünde büyük ölçekli kalıcı çalışmalar yapmak benim hayalimdir.

8. Favori sanatçılarınız?

Aslında birçok var. özellikle heykellerini insanlarla buluşturmayı başarabilmiş isimlerden etkilenmişimdir. Richard Serra, Bernard Venet, Anish Kapoor, Kuzgun Acar, İlhan Koman gibi isimler, Ancak kendi ülkemden bir heykeltraş olan ilhan Koman gerçekten öne çıkabilir bu isimler arasında çünkü ülkemizde efsaneye dönüşmüş “Akdeniz” isimli bir heykeli vardır. Izleyiciye böyle bir etki ve içtenliği miras bırakmak gerçekten büyük saygıyı hakediyor.

9. Sanat için favori yerler?

Sokaklar ve meydanlar , alanlar..

10. Japon izleyicileriniz için eklemek istediğiniz bir şey?

Sanatın herkese ait olduğunu düşünüyorum ve herkesin aslında bir sanatçı olduğunu da… “fan” olmak biraz edilgen bir durum … açıkçası kimsenin fan olmasını istemem.. heykellerimi keyifle izleyen insanlara bir an önce kendi heykellerini yapmaya başlamalarını ya da sanatın herhangi bir alanında içlerinden geldikleri gibi birşeyler üretmeye çalışmalarını arzu ederim... bu sanırım bir çok insane için yeni bir hayatın başlangıcı olabilir.. son olarak bu röportaj sayesinde bir çok insanla düşüncelerimi ve heykellerimi paylaşma imkanı buldum teşekkür ederim.

*********************************************************

23 ağustos 2007 / İZMİR YENİ ASIR GAZETESİ

- Okuyucularımıza kendinizi tanıtır mısınız kısaca?

1974 Konya Ereğli’de doğdum. Lise eğitimimden sonra güzel sanatlar fakültesine başladım. Fakat İstanbul’da yaşadığım 1995-2000 yıllarında ara vermek zorunda kaldım. 2000 yılından sonra yarım kalan güzel sanatlar eğitimime Dokuz Eylül Üniversitesi Heykel Bölümü’nde devam ettim. Sonra aynı üniversitede Güzel Sanatlar Enstitüsü Heykel Anasanat dalında yükseklisans programını bitirdim.

-Sizin uzmanlık alanınız özellikle kent heykelleri ve metal malzemelerle çalışıyorsunuz. dolayısıyla büyük işler üretiyorsunuz. Ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Yükseklisans tezim metal heykeller üzerinedir, uzmanlık alanımın da budur diyebilirim… Ancak yüzyılımızda heykeller, özellikler de metal heykeller galerilerde sıkıştıkları yerlerden oldukça ihtişamlı ve devasa boyutlarda insanların arasına karıştılar. Dünya kentleri artık modern ve kent insanının yaşamına pozitif yönde etkilerde bulunmayı hedeflemiş çalışmaları uygulamakta. Benim için de gerçekten öncelikli bir çalışma ve araştırma başlığı. Projelerim de yoğunlukla bu alandadır. Kent heykelleri geniş bir başlık birçok içeriği var. 2003 yılında İstanbul’da olan bombalamalar için HSBC bankasının 2007 haziran ayında açtığı bir heykel yarışmasında önerdiğim bir proje uygulama adayı olarak 10 proje arasına seçildi. Bu projede tasarımcılar; saldırılarda hayatlarını kaybeden insanlar için bir anı heykel önerdiler. Benim projem; “ruhun göğe yükselişini kutsayan ve savaşlarla parçalanan insanlığın birleşmesini simgeleyen” metalden bir “sonsuz sütun” önerisiydi. Toplumsal ve kişisel bellek aslında hiç olmadığı kadar ihtiyacımız olan şey şimdi. Ortak yaşam alanlarında büyük bir simgeyle bu bilinci canlı tutmak endişesi bu anlamıyla önemli. Bu süreç yakında sonuçlacak. Zorluklar her iş alanında şüphesiz var, fakat heykel sektöründe aslında daha fazla denilebilir. Bunun nedeni Türkiye’de heykelin kendisine modern anlamda bir yer bulma zorluğu. Halen kentleşme sorunlarıyla boğuştuğumuz için bunun alt kategorileri olan kenti görsel olarak estetize edebilme ya da daha yaşanılır hale getirebilme zorlukları devam etmekte.

- Türkiye'de aldığınız bir çok ödül var ancak 29. Pekin Olimpiyatları Kent Heykeli Tasarım Yarışması. "2008 Beijing Olympic Landscape Sculpture Contest" "Dokunuş" "Prizmanın Telaşı" Nomination award “uygulama adayı” ödülü aldınız ve eseriniz sergileniyor. Bundan bahseder misiniz?

Evet Turgut Pura Heykel Yarışması’nda iki kez Büyükşehir belediyesi ödülü bunun dışında çalışmalarımın seçildiği yurt içi sanat etkinlikleri oldu. Fakat yurtdışında heykel adına önemli bir sonuç Çin’den geldi. 2008 olimpiyatları biliyorsunuz Pekin’de yapılacak. Bu nedenle Pekin’de her anlamda olağanüstü bir çalışma yürütülüyor. Kentin bu yeniden yapılanma sürecinde özelikle de kent heykellerinin önemli bir yeri var. 2005 de açılan bir yarışma ile dünya heykelcilerinden Olimpiyat Parkı ve Pekin kentine uygulanmak üzere heykel proje-önerileri istendi. Yarışma dünya üzerinde bütün tasarımcı ve heykelcilere açıktı. Bu süreçte ben “Dokunuş” ve “Prizmanın Telaşı” isimli iki çalışmamı projelendirerek gönderdim. Birkaç aşamalı elemelerden sonra bu iki çalışma; önerilen 2800 proje arasında ilk 300 arasına girmeyi başardı. Heykeltıraşlardan, mimarlar, şehir-bölge planlamacıları ve olimpiyat yetkililerinin oluşturduğu ön jürinin yanı sıra, önemli bir eleme kriteri de halk oylamasıydı. Yani insanlar jürinin seçmiş olduğu işleri “ewet biz bu işi beğendik uygulanmasını istiyoruz“ diyerek beğenilerini dile getiriyorlar. Sonuçta kentteki insanların fikirlerinin alınması da demokratik ve kültürel yaklaşım adına önemli bir uygulama bana göre. Kent insanına bazı dayatmalar yerine uygun bir şekilde fikrini alabilmek aslında oldukça önemli.

2007 ekim ayında Çin’e davet edildim. Son aşamayı da geçen “Prizmanın Telaşı” isimli projem Pekin kentinde uygulanacak. Dünyadan şeçilen 100 küsur projenin içerisinde heykelimi uygulama fırsatının ülkem ve kendim adına da önemli bir kayıt olacağını düşünüyorum.

- Paris'teki Eiffel kulesi Expo için yapılmıştı. Sizin de Expo için bir projeniz var mı?

Eiffel kulesi bir yıl sonra sökülmek üzere yapılmıştı. Zamanın yaklaşımı o büyüklükte bir demir yığınının gövde gösterisinden başka ne şekilde kullanılacağını ne işe yarayacağını belki kestirememişti. Fakat zaman için kulenin oynaması gereken rol insanların kurguladığından bambaşkaydı. Bugün dünyada “bir” tane Eiffel kulesi var ve dünyada herkes bilir. Sanatı ve modasıyla da önemli bir kent olan Paris 60 milyon turistle Eiffel’in gölgesine çekiyor insanları. Buradaki hikayeden bence çıkarılması gereken ders cesur davranmak ve biraz da zamana güvenmek.

2010 Expo Çin’de Shangai’da yapılacak. Ve Olimpiyat kenti Pekin gibi bu kentte de oldukça büyük projeler “better city Better life, daha iyi kent daha iyi yaşam” sloganıyla hayata geçiriliyor. Aslolanın üretmek olduğu bir hayatta şüphesiz etrafımızdan çıkarmamız gereken önemli dersler var. İzmir için bir heykelci olarak kültürel ya da pratik mutlak bir katkı için çaba göstermek gerek. Fakat önümüzdeki süreçte Çin’de çalışmayı uygulama deneyimlerimin expo sürecinde oldukça faydalı olacağını umuyorum. Yani tasarladığımız projelerin yanında deneyimlerle birlikte gerçekten İzmir’e ve expo’ya yakışacak dünya çapında çalışmalar neden yapılmasın…

- Türkiye'deki kent heykellerinin yeterli olduğuna inanıyor musunuz?

Heykel bizde çok yenidir. Cumhuriyet tarihi ile birlikte belli adımlar atılmış ve 1950’lerde türk heykeltıraşlar birçok meseleyi çözerek artık kendi işlerini üretip anıtsal çalışmalar yapmışlardır. Bu tarihten önce Canonica, Krippel, Hanak, Torak, Belling gibi isimler cumhuriyetin önemli heykellerini yapmışlardır. Mesela İzmir Cumhuriyet Meydanı’ndaki Atlı Atatürk heykeli Pietro Canonica’ya sipariş edilmiştir. Heykel sanatında önemli bir geç kalma durumundan sonucunda şüphesiz ki yanıt şüphesiz “yetersiz” olacaktır. Fakat bu belli çabaların gösterilmediği anlamına gelmiyor. Fakat yine belirleyici olan gerçekten belli bilgi ve çağdaşlık süzgeçlerinden geçirilmiş çalışmalar uygulanmalı ve artık zaman kazanabilmek adına bazı şanslar geri tepilmemeli. Bu anlamda da yerel yönetimlere büyük görev düşüyor bana göre.

- İzmir için tasarladığınız bir kent heykeli var mı? İzmir için nasıl bir şey yapardınız?

İzmir için tasarlanan heykel projelerim oldu fakat bu projeler farklı biçimlerle uygulanma zorluklarıyla karşılaştı. 2005 Üniversite oyunları için projelendirilen bir çalışma vardı. Burada oldukça enteresan süreçler yaşadı ve uygulanmadı. Pekin'deki kent heykeli projelerimden “'Dokunuş” onlardan birisi. Pekin’de uygulama şansı verilirse belki bir eşini de kentimize yapabiriz. Bunun yanı sıra Eiffel örneği bence kendisine bir simge arayan İzmir için önemli bir örnektir. Artık bilgi ve imajlar akıl almaz bir hızla dünyayı dolaşıyor. Dünya insanının dikkatini çekebilecek etkinlikler, görüntüler, heykeller mutlaka yakın zamanda kültürel, ekonomik ve ilişkiler anlamında karşılık bulacaktır.

- Var olanlar iyi korunabiliyor mu?

Bir heykelin korunabilmesi onun insanlar tarafından değişik nedenlerle zarar görmemesi olduğu kadar doğru bakımımın da yapılabilmesi. İstanbul’da Krippel tarafından yapılan Atatürk anıtı yıllarca bilinçsizce boyanarak bütün detaylarını kaybetmiştir. Son restorasyonda bakımı yapan heykelci boya tabakası altından inanılmaz detayların çıktığını ve gerçek bronz heykelin restorasyon öncesi görüntüsünden tamamen değiştiğini söylemiştir. Bu Atatürk anıtı cumhuriyet tarihinde dikilen ilk heykeldir. Söylemek istediğim koruma çevreden farklı biçimlerde gelebilecek zararlar yanında biliçli bir bakım ve restorasyon da demektir.

- Sanatın sokağa çıkması açısından kent heykelleri nasıl bir önem taşıyor?

Sanat yüzyılın başından buyana kabuğunu kırmaya başlamıştır diyebiliriz. Bu anlamıyla gerçekten bulduğu her fırsatta doğaya ve insan arasına çıkmaya çalışır. Yüzyıllarca Avrupa’da kullanıldığı amacın dışında ideolojik ya da otorite göstergesi olmanın ötesinde gerçekten hayata ve insana yüzü dönük heykellerin sokaklarda ve kentlerde olması, geleceğin çocuklarının zengin olması daha büyük hayaller kurabilmesi ve geleceği çoğaltması anlamına geliyor bence… onun için aslında heykellere çocuk bakışı ile bakabilmek en önemlisi. Onların izlerken yaşadığı içsel zenginlik aslında olması gereken en önemli şey belki. .

-Belediyelerle ortak çalışmalarınız var mı? Belediyelerin kent heykellerine bakışı nasıl?

Şu an yok. İzmir‘de konak belediyesi yıllık bir sempozyumla mermer ve metal çalışmalara destek veriyor ve bu çalışmalar kente yerleştiriliyor. Bu yıl 3. gerçekleştirilecek. son yıllarda gerçekten çağın gereği işleri uygulama endişesini var, yine de yetersiz bu anlamıyla belirttiğim gibi. Dünya üzerinde örnekler oldukça fazla. Doğru öneriler ve kararlarla Universiade, Expo gibi motivasyonlarla İzmir heykelleri ve kent yapısıyla hak ettiği yere yakın zamanda getirilebilir.

 

 

 

123456